Genel

Birbirine Uymayan Topluluklar

Hıristiyanlığın yayılması iki odak etrafında gerçekleşti: gezici vaizler ve bunların arkalarında bıraktıkları yerleşik sempatizan grupları. Yavaş yavaş Kilise (ecelesia; toplantıya çağrılan meclis) adı verilen ve Yunan sitesine özgü bir kurum olan mahalli topluluklar oluştu.

Bu terim zamanla iki anlama gelmeye geldi. Birincisi, belirli bir yerde bir araya gelen müminler grubu; ikincisi, bir bütün olarak İsa’nın Kilisesini oluşturan Hıristiyanların toplamıydı. Kendi binaları olmadığından, bu dini cemaatler, toplumsal durumları çok farklı olan insanların evinde toplanmaya başladı. Bunlar tıpkı vaktiyle Filistin’de İsa’nın etrafında toplanmış olan gruplara benziyordu. Bu cemaatler genellikle pagan (putperest) kökenli Hıristiyanlarla Musevi kökenli Hıristiyanlardan veya yakın çevrelerden gelen insanlardan oluşuyordu.

Bir süre sonra aralarındaki ayrılıklar, sorun yarattı: Tanrı’nın seçilmiş kavminden olduklarına inanan Musevi kökenli Hıristiyanlar yemekleri ile özellikle müminlerin iman birliğini ve Tanrı’yla ilişkilerini temsil eden ekmek ve şarabı, bu konudaki ilkeleri bilmeyen pagan kökenli Hıristiyanlarla paylaşmak istemedi.

Hıristiyanlığın bu ilk döneminde ortaya çıkan sorun şuydu: İsa’nın İncil’inden (müjdesinden) faydalanmak için, Musevilikten geçmek şart mıydı? İnayetten (Tanrı’nın karşılıksız affından) yararlanmak için, önce Tanrı’nın seçilmiş kavmine katılmak ve onun işareti olan sünnet görevini yerine getirmek ve bu görev konusunda diğer Musevi yasalarına uymak gerekli miydi? İncil’in kayıtsız ve şartsız paganlara da açık olmasını savunanların başında gelen havari Paulus’un görüşü ve inancı bu konuda galip geldiyse de, sorun tartışma ve anlaşmazlıklara yol açmaktan geri kalmadı.

 

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir