Genel

Filistin Kırlarından İmparatorluk Şehrine

İsa zamanında Filistin henüz kırsal bir bölgeydi ve nüfusunun büyük çoğunluğu köylüydü. Daha sonra hareket Suriye’ye ve şehirlerine yayıldı. Yeni doğan Hıristiyanlık çok çabuk din ve milliyet sınırlarını aşarak Roma İmparatorluğu’nun gücünü meydana getiren Akdeniz havzasındaki kara ve deniz yollarından, kültür ve yönetim dilinden yararlandı.

Şehirlerin teşkil ettiği geniş kültürel ve dini ortamlara yayıldı. Hıristiyanlık propagandası, Musevi tektanrıcılığının ve onun üstün ahlaki niteliklerinin cazi­besinden yararlandı. İmparatorluğun Muse­vi topluluklarının oturduğu büyük şehirlerinde, misyonerler, mesajlarını önce sinagoglarda iletmeye başladı.

Museviliğin sempatizanları (ki bunlara «Tanrı’dan korkanlar» deniyordu) milliyetçi ve imtiyazlı bir nitelik taşıyan geleneksel öğretileri reddeden vaazlardan etkilendi. Ama Musevilerin nezdinde fazla revaç bulmayan Hıristiyanlık, daha çok Helenistik dünyanın dini ve felsefi düşünce biçimleriyle karşılaştığı bir ortam içinde yayılmaya başladı. I. yy.da çok yaygın olan Doğu kökenli «kurtuluş» dinleri mistik bir tecrübe kazandırıyor ve öbür dünya için umut veriyordu. Yoğun bir dini rekabet karşısında bulunan Hıristiyanlık ise belirli bir müminler topluluğuyla sınırlı olmayan evrensel bir selamet mesajıyla insanlara alenen çağrıda bulunuyor ve başka dinlerle «birlikte yaşamayı», her türlü din ve düşünce sistemi karışımını reddediyordu.

Roma İmparatorluğu bu din furyasına meydanı boş bırakıyor, ama imparatorun inanışı olan tek bir ideolojiyi empoze ediyordu. Bir inanca pekâlâ bir başkasının eklenebileceği bu bağdaştırıcı ortamda, tek bir Tanrı bulunduğunu ve insanların ancak ona ibadet edebileceklerini iddia eden Musevilik katı bir tektanrıcılık uyguluyor ve bu özgün kavram imparatorluk otoritelerinden bir tepki görmüyordu.

Hıristiyanlar da tektanrıcı oldukları için, onlar da önceleri Musevilerle aynı statüden yararlandı ve Roma yasaları tarafından imparator inancından muaf tutuldu. Ama ne zaman ki başka bir dine mensup oldukları anlaşıldı, zaman durumları bozuldu. I. yy’in ikinci yarısından II. yy’a kadar şiddetli baskılara maruz kaldılar. III. yy ile IV. yy’in başlarında ise bu baskılar gittikçe arttı ve sistematik bir işkence şeklini aldı.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir