Genel

Yıllardan Beri Süre Gelen Dini Tartışma “Mezhep”

Bütün dinlerde olduğu gibi islamiyette de şüphesiz dinle ilgili otorite tartışması yaşanmıştır. Bununla ilgili bu yazımda sizlere mezhebin ne olduğuna ilişkin kısa ve öz bilgilerle çeşitli açıklamalar yapacağım. Bu konuyla ilgili islam tarihi okumama rağmen kişisel merakımla edindiğim ve faydalı gördüğüm bilgileri paylaşacağım.

Bir müctehidin ictihad ederek edille-i şeriyyeden elde ettiği bilgilerin hepsine, o müctehidin mezhebi denir. Sahabenin hepsi derin âlim, birer müctehid idiler. Din bilgilerinde, siyaset, idarecilik ve zamanlarının fen bilgilerinde ve tasavvuf marifetlerinde birer derya idiler. Bu bilgilerinin hepsini, Resulullah efendimizin kalblere işleyen, ruhları çeken sözlerini işitmekle, az zamanda edindiler. Her birinin mezhebi vardı. Mezhepleri az veya çok farklı idi.

Tâbiinin ve Tebe-i tâbiinin arasında da müctehidler vardı. Bu müctehidlerin mezheplerinden yalnız dördü kitaplara geçip, dünyanın her yerine yayıldı. Diğerlerinin mezhepleri unutuldu. Bu dört mezhebin imanları Eshab-ı kiramın ortak olan imanıdır. Bunun için dördüne de Ehl-i sünnet denir. İmanları arasında esasta ayrılık yoktur. Birbirlerini din kardeşi bilirler. Birbirlerini severler. Birbirlerine uymayan işlerinde, zaruret olunca, birbirlerini taklit ederek yaparlar. Allahü teâlâ, mezheplerin böyle ayrı olmalarını istemiştir. Bu ayrılığın, Müslümanlara Allahü teâlânın rahmeti olduğunu, Peygamberimiz haber vermiştir. Çünkü dört mezhep arasındaki ufak tefek başkalıklar, Müslümanların işlerini kolaylaştırmaktadır. Her Müslüman, vücut yapısına, yaşadığı iklim şartlarına ve iş hayatına göre, kendisine daha kolay gelen mezhebi seçer. İbadetlerini ve her işini, bu mezhebin bildirdiğine göre yapar.

Allahü teâlâ dileseydi, Kur’an-ı kerimde her şeyi açıkça bildirirdi. Böylece, mezhepler ortaya çıkmazdı. Kıyamete kadar, dünyanın her yerinde, her iklim ve şartta, her Müslüman için tek bir nizam olurdu. Müslümanların halleri, yaşamaları güç olurdu.

Böylesine kudretli bir ilahın aslında her şeyiyle bizi sınava tuttuğu ne kadar aşıkardır. Oysa insan oğlu hep faydacılığın peşinde ve her fırsatı kendi nefsi ve karı için kullanmaya çalışmakta. Bunun için biz Müslümanların dikkat etmesi gereken en önemli konu başta insan olmak daha sonra Müslümanlığı layıkıyla yaşamaktır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir